Sıkça Sorulan Sorular

“Metabolic Balance” Programına Nasıl Başlayabilirim?

Programa başlamadan önce, bu programın gerçekten size uygun olup olmadığını; uygunsa sizin zamanlama ve motivasyon olarak buna hazır olup olmadığınızı anlamak istiyoruz.

Program aşamaları şöyle bir sıralama takip ediyor:

  1. Ön görüşme, fizik muayene, ölçü ve tartılar
  2. Detaylı kan analizi
  3. “Metabolic Balance” programına veri girişi
  4. Kişiye özel beslenme programının çıkarılması
  5. Programa başlama öncesi detaylı açıklamalar
  6. Hazırlık dönemi: 2 gün
  7. Sıkı dönem: 2-4 hafta
  8. Haftalık görüşmeler, ölçü ve tartılar
  9. Rahat dönem: 4-6 hafta
  10. Haftalık görüşmeler, ölçü ve tartılar
  11. Koruma dönemi: Yaşam boyu
  12. 6 ay / 1 yıllık görüşmeler, kan analizleri, ölçü ve tartılar
Anti-Aging Nedir?

Bir insanın ömrünü yüzde 25 oranında ebeveynlerinden kalıtılan genetik özelliklerin belirlediğine inanılmaktadır. Bunun dışında ise stres, çevre, beslenme, yaşam tarzı, bağışıklık sisteminin gelişimi diğer önemli faktörler olarak sayılabilir. Bu yüzden de insan ömründeki uzama trendini sağlayan en önemli faktör, tıp alanındaki gelişmeler olarak ortaya çıkmaktadır.

Tıp biliminin başlangıcından bu yana en önemli amaçlarından biri, yaşlanmanın ve buna bağlı hastalıkların geciktirilmesi, mümkünse önlenmesi ve bu sayede insan ömrünün uzatılması ve yaşam kalitesinin artırılmasıdır.

Anti-Aging” bu amaca yönelik multidisipliner faaliyetlerin tümünü içinde barındıran tam zamanlı bir kavramdır. Kişinin tüm yaşam süresi, uyanık ya da uykuda tüm günü, istemli ya da farkında olmadan yaptığı veya yapmadığı, yediği, içtiği veya yiyip içmediği her şeyle, kısacası yaşam stili ve alışkanlıklarıyla ilgilenmektedir. Bir yandan herkesin değiştirmesi gereken kötü alışkanlıklarını engellemeye, daha yararlı davranış biçimlerini kazandırmaya çalışırken; diğer yandan kişiye özel önlemler ve önerileri ortaya çıkarmaktadır. Günümüzde “kişiye özel tıp” dediğimiz bu uygulama tahmin edileceği gibi iyi bir soruşturma, detaylı bir fizik muayene, geniş bir laboratuar incelemesinin ışığında şekillenmekte ve sonrasında kişiye özel destekler ve tedaviler oluşturularak temel hedefe varılmaya çalışılmaktadır.

Unutulmaması gereken, neye ne kadar ihtiyaç duyulduğunun kişiden kişiye değişmekte olduğu ve bazı maddelerin aşırı dozlarının toksik olabildiğidir. İşte kişiye özel tıp, önleyici tıp, anti-aging tıbbı, koruyucu genetik, nutrigenetik, farmakogenetik gibi yeni kavramlar; kişiye özel uygulamaların sağlanabilmesi için ortaya çıkan yeni bilim kollarıdır.

İnsanın Biyolojik Ritmi Var Mıdır?

Hem de birden fazla…

İnsanın biyolojik ritmi ya da güncel tabiriyle “Kronobiyoloji”, organizmamızda 24 saatlik döngülerle (sirkadyan ritm); uyku, uyanıklık, hormon salgılaması, kan basıncı ve vücut ısısı gibi pek çok yaşamsal fonksiyonu aynı ritimle düzenleyen sistemle ilgilenen bilim dalı olarak tanımlanabilir. Bir başka deyişle vücudumuzdaki biyolojik saat ve bunun fonksiyonlarıdır.

Bunun dışında, bir günden daha kısa süreyle tekrarlanan “ultradyan ritim” (sinir sistemindeki hücrelerin belirli aralıklarla sinyal göndermesi, kalp atışlarının ritmi, uyku döngüsü) ve bir günden fazla aralıklarla tekrarlanan “infradyan ritim” (kadınların 28 günde bir âdet görmesi) gibi döngüler, biyolojik saatimizin yaşamsal önemine en iyi örnekleri oluşturmaktadır.

Sağlıklı yaşam, uzun ömür, hastalıklardan korunmak ve tedavinin etkinliğini artırmak için kişiler mutlaka kronobiyolojik açıdan değerlendirilmeli, aksaklıklar varsa düzeltilmelidir.

Cilt Yaşlanması Nasıl Olmaktadır?

Yaşlanmanın ilk olarak fark edilmesine ciltteki değişiklikler yol açmaktadır. Günümüzde cilt yaşlanmasının en önemli etkeninin ultraviyole (UV) ışınları olduğu bilinmektedir. Hava kirliliği, sigara, alkol, yetersiz ve dengesiz beslenme diğer önemli çevresel faktörler olarak sıralanabilir.

Sigara ile erken yaşta yüzde görülen kırışıklıklar arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Dolaşımın yavaşlaması sonucu deri hücrelerinin beslenememesi bu durumun başlıca sorumlusu kabul edilmektedir.

Güneş ışığı ise hücrelerde gözle görülen ya da görülmeyen kalıcı hasarlara yol açmaktadır. Bu hasarların bir bölümü vücut tarafından onarılabilirken, bir kısmı onarılamayarak kalıcı olmaktadır. İşte yaşlanma, kırışıklıklar, cilt lekeleri ve cilt kanseri gelişimi de buradan başlamaktadır.

Bugün bilimin bizi getirdiği noktada, güneş koruma faktörlü bir ajanın yalnızca kimyasal ve fiziksel koruyuculuk yaptığını, güneşin kalıcı ve olumsuz etkilerini ise tamir edemediğini de bilmekteyiz. Güneşin yaşlandırıcı ve hatta cilt kanserine zemin hazırlayıcı zararlarını (foto-hasarlanma) ortadan kaldırmaya yönelik -DNA onarımı yapan- ürünlerin geliştirilmesi amacıyla pek çok araştırma yapılmakta, yeni ürünler piyasaya çıkmaktadır. Ancak bunlar mutlaka bir hekime danışılarak kullanılmalıdır.

 

Yaşlanma Nedir, Nasıl Oluşur?

Doğduğumuzda vücudumuz; nasıl canlı kalıp, nasıl gelişeceğini ve ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını bilerek doğar. Bu bilgi her bir hücremizdeki DNA moleküllerinde şifreli olarak yer alır. DNA’mızın bu sürekli kendini yenileme, yeni hücreler ve yeni aktif proteinler üretme faaliyeti; her bir hücremizde ve her an devam eder.

DNA’mız ilk ve sağlam hali ile kaldığı sürece kendinin sağlıklı kopyalarını üreterek, fonksiyonlarını tam yapan biyo-aktif proteinler sentezler, sağlıklı yeni hücreler oluşur ve yaşam sorunsuz devam eder. Bu sürekliliği sağlamak için her canlının vücudunda DNA hasarlarını tamir eden bir koruyucu mekanizma bulunmaktadır. Ancak DNA’larımızdaki bu doğru şifre, yıllar içinde maruz kaldığımız iç ve dış etkenlerle hasara uğramaya başlar. Bu tamir mekanizmamızın, artan zararlılar ve hasarlar karşısında yeterli olamadığı zaman da yaşlanma ve yaşa bağlı hastalıklar karşımıza çıkmaya başlar. Hasarlı DNA, hatalı ve iş görmeyen proteinler üretmeye başlar. Vücudumuzdaki hücreler kendilerini yenileyemez, hatta hatalı ve zararlı hücreler ortaya çıkmaya başlar. Devamında yaşlanma, hastalıklar, kanser kendini gösterebilir.

İşte, biyolojik yaşlanmanın nedenleri olarak bilinen oksidatif stres, diyabet ve metabolik sendrom gibi iç faktörler yanında; hava kirliliği, soluduğumuz havadaki hidro-karbonlar, sigara dumanı, ultraviyole ışınları, yiyeceklerde bulunan toksinler (kimyasal koruyucular, aflatoksinler), özellikle fast-food gıdalardaki doymamış yağlar, emosyonel stres, kötü beslenme alışkanlıkları, alkol kullanımı, hareketsizlik veya çok fazla yıpratıcı bilinçsiz egzersiz etkisini sıklıkla DNA’mızın kendini tamir yeteneğini bozarak göstermektedir.

Fitoterapi Nedir, Hangi Durumlarda Uygulanabilir?

Hastalıkların, taze veya kurutulmuş bitkiler ve onların doğal ekstreleri ile tamamlayıcı, destekleyici, koruyucu ve iyileştirici tedavi yöntemine “Fitoterapi” denmektedir. Doğal kaynaklı ilaç hammaddelerinin tedavide kullanımını inceleyen bu bilim dalının adı dilimize “Bitkisel Tedavi” diye çevrilebilir. Bu bilimin ortaya çıkışı insanlığın ve hastalıkların ortaya çıkışıyla paraleldir. İlk insanlar hastalıkları tedavi edebilmek için öncelikle doğaya koşmuş ve çareyi doğada arayıp doğada bulmuşlardır. Uzak geçmişin doğal reçetelerinin halen birçok hastalığa çare olması, sentetik ilaçların bir takım yan etkilerinin ortaya çıkması, bu bilime olan ilginin artarak devam etmesine neden olmuştur.

Bitkilerle Tedavi ya da Bitki Bilimi, herkesin kolayca öğrenebileceği ve reçeteler yazabileceği bir bilim değildir. Çok iyi bildiğimiz veya bildiğimizi sandığımız, her zaman kullandığımız yüzlerce değişik bitkinin faydalı ve/veya zehirli birçok türleri de doğada yetişmektedir. Uzman kişilerin bile çıplak gözle baktığında toksik olup olmadığını ayırt etmekte zorlandığı ve laboratuar ortamında tanımlamaya ihtiyaç duyduğunu göz önüne alırsak Fitoterapi’ye ne kadar dikkatli ve bilinçli yaklaşmak gerektiğini bir kez daha anlayabiliriz.

Bitkisel ilaçlar, iyi tarım uygulamaları ile yetiştirilmiş, etken maddesi ve toplama zamanı uygun bitkilerden iyi laboratuar uygulamaları ile standardize edilen ekstrelerden veya çok özel yöntemlerle üretilen bitki tozlarından iyi üretim koşullarıyla üretilen kapsül, draje, tablet vb. faraştık formlardaki ilaçlardır. Etki, güvenilirlik, doze edilme vb. konularda ise sentetik ilaçlarla benzer özellikler taşırlar. Bitkisel ilaç üretimi ve satışında, AB ülkeleri içinde Almanya ve Fransa ilk iki sırada yer almaktadır.

Bitkisel ürünlerin doğal oluşu, kullanıcıya hiçbir şekilde zararlı etkide bulunmayacağı anlamına gelmemektedir. Bitkilerin veya bitkisel ürünlerin birbirleriyle ya da bazı ilaçlarla birlikte kullanıldığında toksik etkilerin ortaya çıkabildiği; ilaçların etkisini istenmeyen şekilde artırabileceği ya da azaltabileceği bilinmektedir.

Bu bakımdan bitkisel ürünler mutlaka:

  • Fitoterapi alanında eğitim almış hekimlerin danışmanlığında kullanılmalıdır.
  • Bitkisel drogları kullanmaya başlamadan önce, başka bir ilaç ya da bitkisel drog kullanılıyorsa, bu mutlaka hekime belirtilmelidir.
  • Bitkisel drogları kullananlar, başka bir şikayetleri nedeniyle doktora başvurduklarında, önemsiz ya da alakasız diye düşünmemeli; kullandıkları bitkisel preparat ile ilgili doktoru uyarmalıdırlar.

Size Ulaşalım

Kişiye Özel Tıp Uygulamaları

Kişiye Özel Tıp Uygulamaları

Copyright © 2017 PerMed Özel Sağlık Hizmetleri Laboratuvar Ar-Ge San. ve Tic. A.Ş. Her hakkı saklıdır.

Ayazmadere Cad. Yeşilçimen Sok. No.7 Kat 1 Çevik İş Merkezi Fulya, Şişli